Tyln?

Biliyordum zaten! Ben doğuştan futbolcuyum!

Hayata gözlere açışı bile abudik gubudik olan bir kişinin şu an ki hayatı sizce nasıl olabilirdi ki? 1978 yılında ablam Dünya’ya gelmiş ablam için üç gün üç gece davullar zurnalar çalınmış, eğlenceler düzenlenmiş (yok yok bir aşiret mensubu değiliz niha.gif ) . Aradan 2 sene sonra ben doğmuşum ama doğuma kadar olan zaman biraz eğlenceli olmuş tabi ben hatırlamıyom hehe. Babam ve Annem beni istememişler, neymiş efendim bir çocuk yetermiş. E kardeşim ne diye seviştiniz o zaman? Gülü seven dikenine katlanır di mi masum.gif Neyse Anne ve Babamın o kadar uğraşına inatla karşı koyan ben 1 Şubat 1980 yılında zırlaya zırlaya doğmuşum.

Çocukluğum daha çok çamur içinde geçti diyebilirim çünkü her ne hikmetse nerde bir çamur ben orda. Hala anlamış değilim acaba neden ben bir çamur birikintisi görünve hemen atlardım :/

İlkokula başlayana kadar çocukluğum çamur içinde debelenmek, saklambaç, yakar top, seksek, ip atlama ve misket oynamakla geçti.

Artık eğitim zamanı gelmişti ve ilkokula başladım, birinci sınıfın ilk gününde herhalde sınıfta salya sümük ağlamayan bir ben vardım. İlkokul döneminde teşekkür almaktan başka birşey yaptığım söylenemez. Zaten çocuğum ne yapabilirdim ki di mi?

O zamanlar moda olan bir tek şey vardı o da karate salonları. Bruce Lee’li, Van Damme’lı film furyası almış başını gidiyordu, her yerden bir ninja fırlıyordu akşamları televizyonlarda. Gaza gelmeye her daim müsait olan ben sizce boş durdum mu? Hayır tabi ki. Hemen evdekileri kandırıp yazıldım mahallenin karate salonuna :D Bir sene devam ettim o karate salonuna ve yapılan karate turnuvasında 4. lük kazandım. Mahalle de artık bir dediğim iki olmuyordu. Bol bol misket oynardım mahallede, arkadaşlarımın misketlerini ya onları üterek ya da korkutarak alırdım :D Ha birde dansa davet oyunlarında değişmeyen bir oyuncuydum (Platonik aşkım sağ olsun). İneklik dönemim o zaman başladı taaa ki Liseye gelene kadar :/

Ortaokul döneminde yine teşekkür, takdir almak derdine inekledim durdum. Bu arada beni okul takımına almayan o salak okul teknik direktörüne de teşekkür etmek istiyorum, o beni okul takımına almadığı için gidip bir spor klubünün seçmelerine katıldım ve kazandım :) Üniversiteye girene kadar orta sahanın değişmez oyuncusu olarak kaldım :D Bir şekilde bunu duyan okul teknik direktörünün daha sonra ki idmana çağırışlarına her seferinde binbir türlü bahane uydurarak gitmedim, ve tavrımı koydum(Gerekirse trip atarım yani onu vurguluyorum :P) . Ortaokulda masa tenisi ve bilgisayar ile tanıştım. Evdekileri yaptığım duygu sömürüsüyle kandırıp, okulda açılan haftasonu bilgisayar kursuna yazıldım ve bir sene boyunca gittim :D İlk yazdığım manav satış programı sadece elma ve portakal satmasına rağmen çok sükse yapmıştı :) Bunun üzerine bir de okulda düzenlenen sınıflar arası masa tenisinde birincilik almam ve o zaman düzenlenen ortaokullar arası bir masa tenisi turnuvasında 3. lük almamla dikkatleri tamamen üzerime çekmiştim. O kadar havalıydım ki; bu hava platonik sevgilimin (Evet, ortaokulda bir platonik sevgili daha bulmuştum) ilgisini çekmişti ama gaza gelmiştim kim takar sevgiliyi, etrafımda bir sürü kız vardı Ortaokul dan mezun olacağımız gün kendime gelmiştim ve platonik sevgilime aslında onu sevdiğimi söyleyebilmiştim ama artık çok geçti. Okullar kapanmış yaz gelmişti.

Ve Lise!!! İlkokul ve Ortaokulda ki çalışkanlığımın meyvesini Fen Lisesini kazanarak mideye indiren ben “Ooo, olm sen liseyi yatarak bitirsin diyen” ben lisede feci bir şekilde dağıldım :/ Tek başarılı olduğum ders Beden Eğitimi(Futbolda ki başarımdan dolayı) ve Bilgisayar Programcılığı dersiydi ve birkaç dersti. Gözüm zaten bilgisayar ve top tan başka birşey görmüyordu ki… Bilgisayar da o kadar başarılıydım ki; bazen dersi benim anlattığım oluyordu (vallahi yalan yok :D ). Lise 1. sınıfta çamaşır suyuyla tanışma zamanı gelmişti, bu çamaşır suyuyla aramızda ki sevişme lise 2. sınıfın sonuna kadar devam etti gitti. Lise müdürümüzün ailemi çağırarak, benim bu gidişle liseden mezun olamayacağımı aileme söylemesiyle apar topar düz liseye geçişim sağlandı… Geçtiğim düz lisede yine inekleme dönemlerim başlamıştı ki çünkü geçmem gereken sayısız ders vardı…

Neyse inekleye inekleye liseyi bitirdik…

Tabi, lise döneminde ki eğitim eksikliği üniversiteye ilk giriş sınavında etkisini gösterdi ve ilk girişte sınavı kazanamadım :( İkinci sınavda ise artık üniversite sınavını kazanmıştım :) Artık Bilgisayar Mühendisi öğrencisiydim… Kızlar, eğlence, ev partileri… Kim takar dersleri di mi? Hehe, yok yok akıllanmıştım artık hem eğlence hem derslerdi bu sefer :D Üniversite de iken arkadaşlarla haftasonu Şilede ki yazlığımıza gitmek için yola çıkmıştık bir cuma akşamı. Direksiyonda ben vardım ve kaza yaptık (Kaza nasıl oldu hala kimse doğru dürüst hatırlamıyor), takla atan araçtan biz 4 arkadaş sağ çıktık ve sadece ben bir hafta süresince hastanede kaldım, azraile çalımımı atmıştım…

Üniversiteyi kazasız belasız (trafik kazasını saymazsak), ingilizce hazırlıkla birlikte 5 sene de kayıpsız bitirmiştim :D

Üniversite biter bitirmez; fonda Rafet El Roman’ın “Maaaaceraa doluuuuu Amerika” şarkısıyla dil eğitimi için fırsatlar ülkesi Amerikya geçiş yaptım. Amerikaya ilk ayak basışımla birlikte ot gibi yaşamışım diye mırıldanmaya başladım kendi kendime. Bir haftalık şaşkınlık dönemine atlattıktan sonra hızlı bir şekilde Amerika yaşamına ayak uydurmaya başlamıştım.

Ne de olsa zaten bütün öğrenciler çeşitli ülkelerden gelen tiplemelerdi ve kimsenin birbirini anlamama sorunu yoktu çünkü kimse ingilizce konuşamıyordu, ve herkes yarım yamalak konuşabildiği için birbirimizi anlayamama gibi bir sorunumuz da yoktu :D Kaldığımız yer bir Amerikan Kolejinin içinde olduğu için eğlence daha da doruktaydı. Amerikalı öğrencilerde yıllarca oraya gelip giden kurs öğrencilerine alışkın olduğu için sanki yıllardır oradaymışız gibi rahattık. Her akşam yapılan partiler, alemler vs vs vs… Hayatımda yapabileceğim çoğu çılgınlığı yaşadım o zamanlar (Sansürlüyorum hehehe).

Amerika maceram 6 ay sürdü, kursum 9 ay süreliydi ve ben geri kalan son 3 ay’ı İngilterede değerlendirdim. Amerikada ki eğitimi veren kurumun İngilterede de okulu olduğu hiçbir problemle karşılaşmamıştım… Ama Amerikadan ayrılmakla çok büyük bir hata yaptığımı anlamam çok uzun sürmedi… İngilizlerin soğuk havası aynı zamanda insanlarının da içine işlemişti. MBA yapmayı düşünen ben İngiltereden soğumamla kurs biter bitmez geri döndüm :)

Türkiyeye geri dönüşten sonra sürekli önümde engel olan sorunu yani askerliğimi yaparak iş hayatına atılma kararını aldım. Hayata karşı herzaman şanslı olan ben askerliğe başlangıcımda da çalım atarak kısa dönem (poşet) olarak Hava Kuvvetlerinde(yatarak) askerliğimi bitirdim. Kütahya Hava Er Eğitim Tugayında aldığım acemilik eğitiminden sonra Ankara-Gölbaşında sosyal tesislerinde 2 kısa dönem çavuş 1 Tesis komutanı ve 8 er ile birlikte görevdeydik… Haftaiçi sürekli kapalı olan tesisimiz sadece haftasonları açılıyordu ve subay/astsubaylara hizmet veriyordu. Piknik alanı düşünün, oraya gelen subay ve astsubaylar mangal yapıp zaman geçiriyorlardı :) İşte askerlik de bu kadar kolay geçti benim için. 5 ay 5 gün sürmesi gereken askerliği de yaşadığım sağlık sorunu nedeniyle 30 günlük hava değişimi alarak bitirdim…

Hayatımın insanını buldum ve evlilik hazırlıkları yapıyorum :)

İşte bu da benim hayatta ki futbolum ve attığım çalımlar…